Anasayfa › İçerik Yazımı
İçerik Yazımı
İçerik yazımı, bir cümlenin güveni kurduğu ya da bozduğu yerlerde durur: eşyasını emanet edecek müşterinin kaygısını karşılayan sözler, yurt dışındaki alıcıya gidecek ilk mektup, yanlış yayımlanmış bir bilginin düzeltme notu ve sitenin tepesindeki sloganın yerine geçecek düz cümle.
İçerik Yazımı Eşyasını ya da Emanetini Size Bırakacak Müşterinin Kaygısını Hangi Cümlelerle Karşılar?
Bir kadın, anneannesinden kalan halıyı onarılsın diye bir atölyeye göndermek istiyor. Koli bir haftadır kapının yanında, bantlanmış bekliyor. Atölyenin sayfasında “halınızı özenle onarırız” yazıyor; koli oraya varınca kimin teslim alacağı, halının nerede duracağı, sahibine ne zaman haber verileceği yazmıyor. Kadın koliyi göndermiyor. İçerik yazımı, o kolinin kapıdan çıkması için eksik kalan cümleleri yazar.
Emanet bırakan kişi üç şeyden korkar: eşyasının kaybolmasından, zarar görmesinden ve sessizlikten. Halısını onarıma veren de, evinin eşyasını bir nakliye firmasına ya da depoya bırakan da aynı üç korkuyu taşır. İşletmenin kendini övmesi bunların hiçbirine dokunmaz; çünkü övgü, eşyanın başına ne geleceğini söylemez. Korku, eşyanın yolculuğundaki sırayla gelir; sayfadaki cevap da o sırayı izler.
İlk soru teslim anıdır: eşyam nasıl alınacak? İyi uygulama bellidir ve sayfada iki cümleyle anlatılabilir. Parça alınırken bir tutanak yazılır: ne alındı, kimden, hangi gün, ne durumda. Fotoğrafı da o anda çekilir; var olan leke, yırtık ya da çizik tutanağa geçer. Tutanağın ve fotoğrafın bir eşi sahibine gönderilir. Böylece iki taraf aynı şeye bakmış olur.
Sonra bekleme gelir: eşyam nerede duracak, ona kim dokunacak? Sayfa yeri adıyla söyler: kilitlenen bir oda mı, raf mı, başkalarının eşyasından ayrı bir bölme mi? Parçanın üstüne sahibinin adını taşıyan bir etiket takılıyorsa bu da yazılır. İşi yapacak kişi tanıtılır: bir ad, bir yüz, kaç yıldır bu işi yaptığı. “Uzman ekibimiz” denmez; halıya değecek el kiminse o gösterilir.
Üçüncü korku sessizliktir ve çoğu sayfa onu hiç anmaz. Sahibi ne zaman haber alacak? Sayfa anları sayar: parça ulaştığında, işe başlanmadan önce ne yapılacağı anlatılırken, iş bittiğinde ve parça geri gönderildiğinde. Haberin nereden geleceği de yazılır: mesajla mı, telefonla mı, fotoğrafla mı? Buraya yalnızca tutulabilecek söz girer; her gün yazamayacak bir atölye sayfasına “her gün” yazmaz.
Son iki soru dönüş ile aksiliktir. Parça nasıl paketlenip kimin eliyle geri gelecek? Bir zarar olursa sahibine kim, ne zaman haber verecek, karşılığı nasıl konuşulacak? Sayfa bunları genel ama açık sözlerle yazar; sözleşmeye girecek hükümler için bir hukukçuya danışılır. Ses sakindir, büyük söz taşımaz. Aksaray işletmeleri için içerik yazımı burada yeni söz üretmez: yapılanı yazar, yapılmayanı üstlenmez.
Yurt Dışındaki Bir Alıcıya Yazılan İlk Tanıtım Mektubu Sitenin Hangi Sayfasına Yaslanır?
Sultanhanı’ndaki bir halı onarım atölyesi, yurt dışındaki bir tüccara ilk mesajını yazıyor. Mesaj uzun: atölyenin nasıl kurulduğunu anlatan dört paragraf, ardından üç ağır dosya. İçinde tek bir bağlantı yok. Tüccar atölyeyi tanımıyor; ilk satırlarda kendisiyle ilgili bir şey bulamıyor, ekleri açmaya da çekiniyor. Cevap gelmiyor. Atölye mektubun kötü yazıldığını düşünüyor; oysa eksik olan, mektubun yaslanacağı sayfalar.
Tanımadığı birinden gelen mektuba insan birkaç saniye ayırır. O sürede üç şeyi arar: yazan kim, ne iş yapıyor, neden bana yazıyor? İlk mektup bu yüzden kısadır; beş altı cümleyi geçmez. Kanıtı kendi içinde taşımaya da kalkmaz, kanıtın durduğu yeri gösterir. Kanıt sitededir. Asıl soru mektubun ne kadar güzel yazıldığı değil, arkasında hangi sayfaların hazır beklediğidir.
O sayfalar dörttür ve hepsi alıcının dilinde yazılmıştır. Biri ne yapıldığını söyler: hangi onarım yapılır, hangisi yapılmaz. Biri yapılmış işlerden örnekler gösterir. Biri parçanın yolculuğunu anlatır: nasıl paketlenir, atölyeye nasıl gelir, nasıl geri döner; gümrük gibi adımların ayrıntısı işin uzmanına bırakılır. Sonuncusu kimlere hizmet verildiğini söyler; yalnızca adının anılmasına izin verenleri sayar. Mektup bunlar yayımlandıktan sonra yazılır.
Mektuptaki her cümle bir sayfaya çıkar. “Eski halıları onarıyoruz” diyen cümlenin ucunda hizmet sayfası, “işlerimizden birkaçı burada” diyenin ucunda örnekler, “parçanız bize şöyle ulaşır” diyenin ucunda yolculuk sayfası durur. Karşılığında sayfa bulunmayan iddia mektuptan çıkarılır. Bağlantılar açık adresle yazılır: alıcı dokunmadan önce nereye gideceğini okuyabilmelidir. Kısaltılmış, nereye vardığı görünmeyen bir adres tanınmayan birinden gelince kuşku uyandırabilir.
Konu satırı mektubun ne olduğunu söyler: “Eski halı onarımı yapan bir atölyeden tanışma mektubu.” “Merhaba” ya da “iş birliği fırsatı” bir şey söylemez. Sayfanın gösterebildiği hiçbir şey eke konmaz; tanınmayan bir adresten gelen ağır ekler çoğu zaman açılmaz, kimi zaman gereksiz klasörüne düşer. İmzada bir ad, o kişinin atölyedeki işi, cevap yazılabilecek bir adres ve sitenin adresi bulunur.
Cevap gelmezse tek bir hatırlatma yazılır: bir iki hafta sonra, iki cümleyle. Ondan sonrası sessizliktir; üçüncü mektup tanışmayı rahatsızlığa çevirir. Tanımadığınız birine ticari ileti göndermenin kuralları ülkeden ülkeye değişir; ilk mektuptan önce bunu bilen birine danışmak yerinde olur. İçerik yazımı için sıra bellidir: önce mektubun yaslanacağı dört sayfa, sonra o sayfaları gösteren beş altı cümle.
Yanlış Bir Bilgi Yayımladığınızı Fark Ettiğinizde Düzeltme Notu Nasıl Yazılır?
Resmî tatil haftasından önce bir nakliyeci, o haftanın çalışma saatlerini sitesine yanlış yazdı: sayfa cumartesiyi açık gösteriyordu. Bir müşteri, eşyasını yüklediği kamyonetle cumartesi sabahı depoya geldi; kapı kilitliydi. Ertesi gün sayfadaki satır değişmişti. Ne bir açıklama vardı ne bir özür. Müşteri sayfayı yeniden açtığında yanlış gördüğünü sandı. Firma yanlışı düzeltmiş, ama yanlışı kendisinin yaptığını kimseye söylememişti.
Her düzeltme not istemez. Bir harf yanlışı sessizce giderilir; kimse ona göre yola çıkmamıştır. Ölçü şudur: bu satırı okuyan biri ona güvenerek bir şey yapmış olabilir mi? Yola çıkmış, para göndermiş, bir günü boş bırakmış ya da beklemiş olabilir mi? Saat, adres, tarih, fiyat ve koşul bildiren satırlar böyledir. Onlardaki yanlış, herkesin gözü önünde düzeltilir.
Not iki parçadır. Önce doğru bilgi, hiç bekletilmeden yanlışın durduğu yere yazılır. Altına tarihli tek bir satır eklenir: “Düzeltme, on iki nisan: Bu sayfada cumartesi günü açık olduğumuz yazıyordu. Doğrusu, o gün kapalı olduğumuzdur. Yanlış bizimdir.” Satır üç şeyi söyler: ne yazıyordu, doğrusu ne, ne zaman düzeltildi. Uzun bir özür paragrafı ya da yanlışın nasıl doğduğunun öyküsü gerekmez.
Sayfadaki not, sayfayı yeniden açana ulaşır; yanlışa göre davranmış olana ulaşmaz. Kilitli kapıya gelen müşteri aranır. O satırı okuyup gün ayırtmış olanlara tek tek yazılır. Kimin etkilendiği bilinmiyorsa o günlerde arayanların ve form dolduranların listesine bakılır. Onlara ne önerileceğine işletme karar verir; not yalnızca tutulabilecek olanı söyler. Aranan müşteri çoğu zaman yanlışı değil, arandığını hatırlar.
Düzeltme, yanlışın paylaşıldığı her yere gider. Aynı saatler sosyal medya hesabında duyurulmuşsa oraya, harita kaydına girilmişse oraya, müşterilere mesajla gönderilmişse aynı kişilere yeniden yazılır. Yalnızca sitede düzeltilen yanlış öteki yerlerde yaşamayı sürdürür. Arama sonuçları da bir süre eski satırı gösterebilir: oradaki kısa açıklama sayfanın önceki bir okunuşundan kalmıştır. Çoğu zaman sayfa yeniden okununca değişir; gününü kimse bilemez.
Açıkça yapılan düzeltme, sessiz yapılandan daha az güven götürür. Notu gören okur iki şey öğrenir: bu sayfaya bakan biri var ve bu işletme yanıldığında söylüyor. Sessiz değişikliği yakalayan okur ise başka neyin değiştiğini merak eder. Not, yanlışın birini yanıltabileceği süre boyunca yerinde kalır; tatil haftası geçince kaldırılabilir. İçerik yazımı bu satırı da sayfanın öteki cümleleri kadar özenle kurar.
Sitenin En Üstündeki Slogan Yerine Düz Bir Cümle Yazmak Neyi Kazandırır?
Bir firmanın sitesi açılıyor; ilk ekranın ortasında iri harflerle iki sözcük duruyor: “Güvenin Adresi”. Arkasında yola bakan bir fotoğraf, altında “Daha fazlası” yazan bir düğme var. Aramadan gelen ziyaretçi ekrana bakıyor ve hâlâ bilmiyor: bu firma ev mi taşıyor, lastik mi satıyor, depo mu kiralıyor? Öğrenmek için sayfayı kaydırması gerek. Kimi kaydırır; kimi sonuç listesine dönüp sıradakine dokunur.
Slogan, firmayı zaten tanıyanlar için yazılmış bir sözdür. Kamyonun yan yüzünde, tabelada, faturanın başında durur ve hatırlatır. Arama sonucuna dokunup gelen kişi firmanın adını ilk kez görür; ona hatırlatılacak bir şey yoktur. Az önce arama kutusuna bir iş yazmıştır: “evden eve nakliyat” ya da “kamyon lastiği”. Ekranda yazdığı sözcükleri bekler. Slogan ona firmanın kendisi hakkında ne düşündüğünü söyler; ne yaptığını söylemez.
Düz cümlenin taşıdığı üç bilgi vardır: yapılan iş, kimin için yapıldığı, nerede yapıldığı. “Aksaray merkezde ve ilçelerde evden eve nakliyat yapıyor, eşyanızı depomuzda saklıyoruz.” Parlak değildir; açıktır. Sözcükleri, insanların arama kutusuna yazdığı sözcüklerdir: firmanın kendi içinde kullandığı adlar değil, müşterinin ağzındaki adlar. İçinde övgü yoktur. Bir fiil, bir iş ve bir yer adı taşır; üçünü okuyan, kalıp kalmayacağına o anda karar verir.
Sınaması kolaydır: başparmağınızı logonun üstüne koyun ve yalnızca en üstteki cümleyi okuyun. Cümle hâlâ mesleği söylüyor mu? “Güvenin Adresi” bir bankanın, bir noterin, bir lastikçinin kapısına da asılabilir; hiçbirini ötekinden ayırmaz. İkinci sınama telefondur: sizi arayıp “ne iş yapıyorsunuz” diye sorana ne cevap veriyorsunuz? Kimse “güvenin adresiyiz” demez; “ev taşıyoruz” der. Sayfanın ilk satırı o cevaptır.
Bu satır çoğu sitede sayfanın ana başlığıdır; arama motorunun sayfanın konusunu anlamak için okuduğu ilk yerlerden biridir. “Güven” ve “adres” sözcükleri ona bir nakliye firmasını anlatmaz. Düz cümlenin sayfayı bir aramada öne geçireceğini kimse söyleyemez; yine de konunun ilk satırda açık durması insana da makineye de aynı şeyi söyler. Sloganın yeri de kaybolmaz: bir satır aşağıya, daha küçük harflerle iner.
Kazanılan, bir bakışta anlaşılmaktır: aradığını bulan kalır, yanlış gelen vakit yitirmeden döner. İlk satırınızı okuyalım: bize sitenizin adresini gönderin; sitenizi büyüteç altına alalım, ücret istemeden. Halı onarıcısı halıyı yere serip ilmek ilmek bakar, bakmak için hiçbir yeri sökmez. Bizim bakışımız da öyledir: siteye girilmez, şifre istenmez. Dokunun açıldığı her yere sökük deriz. Sökükler onayladığınız aylık ilmek listesine yazılır; içerik yazımı oradan başlar.
Depomda bugüne kadar hiçbir eşya zarar görmedi; bunu sayfada “bizde hasar olmaz” sözüyle duyurabilir miyim?
Duyurmayın; yarın tutamayabileceğiniz bir sözü bugünden vermiş olursunuz. Geçmişinizi olduğu gibi yazın: “Bugüne kadar depomuzda zarar gören eşya olmadı.” Yanına, bir gün olursa ne yapacağınızı ekleyin: sahibine kim, ne zaman haber verir, karşılığı nasıl konuşulur? Okur kusursuzluk sözüne değil, aksilik için hazır duran yola güvenir.
Alıcının adresini bir fuar kataloğunda buldum; hiç tanımadığım birine doğrudan yazmam sakıncalı olur mu?
Adresi nereden bulduğunuzu ilk cümlede söyleyin; alıcı bunu merak eder. Mektubu bir kez yazın, cevap gelmezse tek bir hatırlatmayla yetinin. Bu tür iletilerin hukuki yanı alıcının ülkesine göre değişir; onu o ülkenin kurallarını bilen birine sorun. Tek kişiye, adıyla yazılmış kısa bir mektup çoğu zaman bir listeye yollanandan iyi karşılanır.
Yanlış saat sayfada iki saat kaldı, sonra düzelttim; kimsenin fark ettiğini sanmıyorum, yine de not düşmem gerekir mi?
Süre değil, okunup okunmadığı belirler. O iki saatte sayfayı açan oldu mu? Sitenize gelenleri sayan araç bunu kabaca gösterir. Satır başka bir yerde paylaşıldıysa ya da biri ona göre gün ayırttıysa not yazılır. Kimse görmediyse sessizce düzeltmek yeter. Emin değilseniz yazın; gereksiz bir not, eksik bir nottan daha az zarar verir.
Sloganımız yıllardır tabelamızda ve araçlarımızın üstünde yazıyor; sitenin tepesinden indirirsem bizi tanıyanlar yadırgamaz mı?
Slogan siteden gitmez; logonun yanına ya da düz cümlenin altındaki ikinci satıra iner. Sizi tanıyan onu yine görür ve tanır. Sizi ilk kez gören ise önce ne iş yaptığınızı okur. Tabeladaki ve araçlardaki yazıya dokunmanız gerekmez; orada sloganın işi hatırlatmaktır ve bunu iyi yapar. Değişen yalnızca ekrandaki sıradır.